Yaşamak eşittir beslenmek!
Sağlıklı yaşamak eşittir ölçülü ve dengeli beslenmek!
Yiyecek yemek yani beslenmek bir kültürdür, başlı başına bir sanattır!
Kaç saat aralıklarla, besinler birlikte ne şekilde yenmeli, yerken neye özen gösterilmeli, sindirim düzeni ne şekilde olmalı, bitkinin yararlı ve yararsız yanı, baharat kullanımı, … gibi pek çok konuyu içerir ve aslında “Beslenmek” tarih, coğrafya, fizik, matematik, sanat, müzik, … gibi tek başına bir eğitim dalıdır ve önceliklidir!
Günümüzde günde 2 ya da 3 öğün çeşitli besin yemek, güzelce karnını doyurmak, ek besin almak gibi algılansa da aslında “Beslenmek” dahası “Doğal, Düzgün ve Dengeli Beslenmek” varlık yaşamı açısından son derece önemli bir konudur.
Doğamızın varlığın beslenmesiyle ilgili oldukça eli açıktır. Böylesine verimli toprağın ev sahibi olan biz Anadolu insanı doğal beslenmek için neler yapabiliriz kısaca göz atalım.
Ana besin kaynağının başında su geliyor. Bedenimizin % 80’ne yakınını su oluşturuyor. Sağlıklı su ile ilgili Su Terapisini – BUUÇE’yi okuyabilirsiniz.
Yiyeceğimizi genelde çeşitli bitki grupları oluşturur. Meyve + sebze + bakliyat + kuruyemiş + tahıl + baharat + bal ve reçine gibi. Bunlarda bedenimizin ihtiyaç duyduğu başta karbonhidrat, protein, vitamin, mineral, bileşik, enzim olmak üzere pek çok yararlı mikro kimyasal bulunur.
Hayvansal içerikli besinler et, balık, et ürünleri, süt ve süt ürünleri ikincil grup yiyeceklerdir. Hayvansal ürünlerden de karbonhidrat, protein, vitamin, mineral, bileşik, enzim edinebiliriz ancak bu ürünlerden alınan kimyasal bileşenler bitkilerden direkt elde ettiğimiz yararı gösteremez! Çünkü bu kimyasal bileşenler hayvanlar bunları yedikten sonra hayvanların bedensel yapılarına göre sentezlenir. İnsanın ihtiyacı olan protein ile bir koyunun ihtiyacı olan protein arasında kimyasal farklılıklar vardır. Dolayısıyla bir koyun ile bir balığın ihtiyacı olan kimyasal bileşenler arasında da farklılık vardır. Koyunun bedeni koyunun ihtiyacına göre karbonhidratı, proteini ve diğer kimyasal bileşenleri ūretir ve sentezler. Büyük baş, küçük baş hayvanlar, kümes hayvanları doğadaki bitkilerle beslenirken bu beslenme kaynağı onlar için yeterli olabilir. Ancak insan sağlığını sürdürmek için çeşitli sebze ve meyvelerden de yararlanmaktadır.
Örneğin; bir koyun algısal, sezgisel, duygusal bilinç seviyesine sahipken, insan algısal, sezgisel, duygusal ve düşünsel bilinç seviyesine sahiptir. Koyunun düşünsel bilinç seviyesi insana göre son derece sınırlıdır. Bu nedenle ; koyunun metabolizmasının çimenden sentezleyeceği karbonhidrat, protein, mineral, vitamin ve diğer maddeler ile insan metabolizmasının aynı çimenden sentezleyebileceği maddeler farklıdır. Koyun yalnızca yeşilliklerle, tahıl ve bazı taneli bakliyat (bakla,, nohut ve bezelye koyun ve keçilerde alerjiktir! Büyükbaşlar yiyebilir) türleri ile beslenebilirken, insana bunlar yetmez! İnsanın düşünsel bilincini geliştirebilmesi için olmazsa olmaz ana yakıt kaynağı bitkisel glikozdur! Ve bunu en doğal şekliyle üzüm, üzümsü meyveler, kiraz ve duttan karşılayabilir. Koyun olsun ya da başka büyükbaş, küçükbaş dediğimiz hayvanların metabolizması glikoz sentezini yeşil yapraklı bitkiler, tahıll ve bakliyatardan karşılayabilirler. Çünkü onların düşünsel bilinci onlara yetecek ölçüdedir ve insana oranla son derece düşüktür. İnsanın düşünsel bilinci yüksek olduğu için bu bilince göre beslenmeli, düşünsel bilincini geliştirebilecek şekilde farklı besin gruplarını yemelidir!
İkincil grup yiyecekler dediğimiz hayvansal ürünler, insan metabolizması için sindirimi ve dönüştürülmesi en ağır gruptur. Bu gıdaların yoğun ve sürekli tüketimi, organizmada metabolik birikimlere, hücresel yorgunluğa ve beden akışının yavaşlamasına yol açabilmektedir
Kalp-damar sistemini ve beyin-omurilik akışını yoran kronik tıkanıklıkların ve metabolik zorlanmaların çoğunluğu, hayvansal yiyecekleri yoğun ve sıkça tüketen bireylerde daha belirgin olarak gözlemlenmektedir. Bunun temel fizyolojik nedeni; hayvansal kaynaklı yapıların insan sindirim organlarında işlenip dönüştürülürken organizmadan ihtiyaç fazlası enerji tüketmeye mecbur bırakmasıdır.
Hücrelerimizin ve özellikle beynimizin saf, kesintisiz ana yakıtı bitkisel glikoz yani doğal şekerdir. Eğer biz bu temel yakıtı üzüm, üzümsü meyveler, yeşil yapraklı bitkiler ile mercimek gibi doğal bakliyatlardan almayıp; hayvansal dokulardan gelen dönüştürülmüş yapıları, rafine edilmiş maddeleri ve hazır unlu gıdaları tercih edersek, başta kan şekerindeki ani dalgalanmalar ve hücresel yorgunluklar olmak üzere bedenimizi ağır bir yükün altına sokmuş oluruz
Geleneksel beslenme araştırmalarında ve incelediğim kaynaklarda, sütten elde edilen ürünlerin de kontrollü ve az ölçülerde tüketilmesinin organizma açısından daha dengeli bir yaklaşım olduğu belirtilmektedir. Özellikle uzun süre fermente edilmiş peynirler ile doğal inek tereyağı ve kaymak, bu grupta en çok öne çıkan ve bedeni yormayan seçenekler olarak aktarılmaktadır. Buna karşın, sıvı sütün yapısında bulunan kazein bileşeni nedeniyle doğrudan sade olarak tüketilmesinin metabolik sindirimde zorlanmalara yol açabileceği kaynaklarda yer alan temel tespitler arasındadır.
Et, et ürünleri, sade süt ve yeterince fermente edilmemiş süt ürünleri ile ekşi maya ve kırma yöntemiyle yapısal olarak dönüştürülüp güçlendirilmemiş tahıl unları, incelediğim kaynaklarda ve araştırmalarda bedenimizde yangıyı (inflamasyonu) artıran unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Ekşi maya ve kırma yöntemiyle tahılların dönüştürülüp güçlendirilmesine dair yürüttüğüm araştırmaları, deneyimleri ve analizleri tamamladıkça sayfada paylaşmaya devam ediyorum.
Buna karşın tavuk, kaz ve hindi yumurtaları gibi besinler, et ve et ürünlerine oranla metabolizma için daha dengeli seçenekler arasında yer almaktadır; ancak bunları da kontrollü ve az ölçüde kullanmak beslenme düzeni açısından faydalı görülmektedir.
Bedenimizin işleyişini başta kalp ve beyin olmak üzere diğer organlarımızla birlikte bir bütün olarak yönetiriz. Kalbimiz ve beynimiz özellikle sağlıklı yağlar ile sağlıklı şekerin (saf glikozun) birleşimiyle beslenir. Bu iki temel merkezimiz doğru beslendiğinde, diğer tüm organ ve sistemlerimiz de kendi doğal ritminde ve düzgün bir şekilde çalışmaya başlar. Ancak bu noktada çok önemli bir ayrıntı daha vardır...
Kalbin ve beynin beslenmesi ne denli önemliyse, tiroit bezinin dengesi ve sağlığı da organizma için o denli kritik bir yere sahiptir. Kalp ritmi dediğimiz süreç, kalbin frekans alışveriş dengesini sağlayan sistemin kusursuz çalışmasıdır. Kalp; yaşam frekansını beyne, tiroit bezine ve aura dediğimiz enerji alanına aynı anda yayar; buralardan gelen bilgileri değerlendirip ona göre yeniden frekanslar oluşturarak tekrar yayılım gösterir.
Başka bir deyişle kalbimiz, beyin ve tiroit bezleriyle metabolik akışımızı, aura enerji alanımızla da dış dünya ile olan bağımızı yönetir. İncelediğim kadim kaynaklar ve yaptığım araştırmalar doğrultusunda, önceliğimizin kalp, beyin ve tiroit bezinin uyum içinde çalışmasını desteklemek olduğunu söyleyebilirim. Bu üçlü merkez kendi doğal dengesini bulduğunda, tüm bedenimizin işleyişi de olumlu yönde desteklenmektedir.
Günümüzde sağlıklı beslenmekle ilgili pek çok yayın, yayım, içerik ve bilgiye ulaşmak mümkün. Amacım bu sayfada başta İbn'i- Sina, Hipokrat, Farabi, Galen, Razi gibi düşünür, bilge alim, filozofların beslenmek üzerine çok önemli kitapları, el yazmaları, felsefeleri ve görüşlerinden yaptığım araştırmalarda edindiğim ve kendimde bizzat deneyimlediğim bazı detay bilgileri vererek bilginize katkı sağlamak.
Su yemekten önce içilir. Yemek esnasında ya da sonrasında içilen su sindirimi yavaşlatır. Yemekten önce içilirse, yemekle birlikte alınacak olan besinden elde edilecek yararı artırır.
Yemek yerken ; karbonhidrat + protein + vitamin + mineral + bileşik + enzim içeren besini aynı anda ölçülü almak önemlidir. Tümü bedensel işleyiş için önemlidir.
Yemek yerken ; tuz - şeker- yağ dengeli olmalıdır. Bitkiler bedenimiz için en yararlı tuz - şeker - yağ içeriğine sahiptir. Ancak ; elbetteki tüm bitkiler eşit seviyede değildir, yararlı sandıklarımız içeriisnde sağlığımızı olumsuz etkileyenler de vardır. Tuzlu ya da ekşi besin fazla almaya başladığımızda tatlı isteğimiz artar. Tatlıyı biraz kaçırdığımızda tam tersi söz konusudur.
Kalp ve beyin sağlığının korunmasında temel beslenme yaklaşımı; kaliteli yağlar ile bitkisel kaynaklı doğal şekerlerin dengeli ve bilinçli bir şekilde tüketilmesine dayanmaktadır. Organizmanın ana yakıtını oluşturan sağlıklı şekerler (glikoz ve organik formlar), başta mercimek, nohut, fasulye ve barbunya gibi baklagillerin yapısında bulunan karbonhidratların sindirim süreciyle elde edilir. Bu noktada, özellikle ithal bakliyat ürünlerindeki GDO riskine karşın, yerli ve bilindik tohumların tercih edilmesi, taze fasulye ve taze barbunya gibi dönemsel gıdalara beslenmede yer verilmesi metabolik uyum açısından büyük önem taşır.
Doğal ve Sağlıklı Yağ Kaynakları
-
Yağ Tohumları ve Meyveler: Badem, kayısı çekirdeği, kakao, fındık, yer fıstığı, haşhaş tohumu, susam, keten tohumu, kabak çekirdeği, ceviz, Antep fıstığı, zeytin ve çedene (kenevir tohumu).
-
Süt Ürünleri: Doğal sütten üretilmiş sınırlı ölçülerdeki tereyağı ve kaymak.
Yağ Tüketiminde Ölçü ve Metabolik Denge Yemeklerde, salatalarda ve ezmelerde yağ kullanımını olabildiğince az tutmak esastır. Kaliteli ve doğal zeytinyağı dahi olsa, aşırı yağ asidi alımı dokularda yıpratıcı bir yük oluşturabilir. Bunun fizyolojik gerekçesi, karaciğerin yağ sentezi sırasında yüksek enerji tüketerek yorulması ve karaciğerdeki yağlanma süreçlerinin bu aşırı yüklenmeyle tetiklenmesidir. Öyle ki, son derece faydalı nitelikler taşıyan badem, kayısı çekirdeği veya kakaodaki yağ asitleri dahi ihtiyaçtan fazla yendiğinde organizmaya yarardan çok yük getirebilir. Bedenin işleyiş ritmi göz önüne alındığında, dengeli ve az yağlı bir beslenme modeli hücresel randımanı ve metabolik zindeliği korumaya en çok yardımcı olan yaklaşımdır.
Kalp ve beyin dokusunun optimal düzeyde beslenebilmesi, kaliteli yağlar ile bitkisel kaynaklı doğal şekerlerin doğru oranlarda alınmasına bağlıdır. Organizmanın ana yakıtını oluşturan doğal şekerler; üzüm ve tüm üzümsü meyveler böğürtlen, ahududu, yaban mersini, gilabörü, kuşüzümü, kara dut vb.), kiraz, gerçek bal, işlem görmemiş şeker pancarı, meyve çeşitleri ile belirli bitki ve bakliyatlarda yer alır. (Bu grupta kiraz, sağlıklı glikoz bakımından üzüme eşdeğer özellikler göstermesi nedeniyle özel bir konuma sahiptir.)
Kalp ve Beyin İçin Enerji ve Glial Hücre Döngüsü Kalp ve beyin sistemleri, ortalama 4 saatte bir düzenli olarak sağlıklı glikoza ihtiyaç duyar. Yoğun düşünsel faaliyetler ve düşünsel çalışmalar yürüten bireylerde bu döngü 3 saate kadar inebilir. Kalp ve sinir sisteminin temel destekleyicilerinden biri olan Glial hücrelerinin ana yakıtı bu doğal glikozdur; bu hücreler glikozu işleyerek kalp ve beyin sinir ağlarının beslenmesini ve organizmanın denge akışını destekler.
Örnek Beslenme ve Uygulama Pratiği Kalp ve beyin dokusunu desteklemek amacıyla, yaklaşık 4 saatlik periyotlarla avuç içi ölçüsünü aşmayacak şekilde; yukarıda belirtilen kaliteli yağ grubu ile doğal glikoz/fruktoz/sakkaroz kaynaklarından birer bileşeni dengeli bir şekilde bir araya getirerek tüketmek metabolik ritme uyum sağlamaya yardımcı olabilir.
Örneğin ;
1 avuç içi dolusu badem + siyah üzüm karışımı
Örneğin : Ben 50 kiloyum. 4 saatte bir 4-5 badem + 7-8 adet siyah üzüm ya da arada sırada 5-6 kayısı çekirdeği ile 7-8 adet siyah dut kurusu yerim.
1 avuç içi dolusu ay çekirdeği + yaban mersini
1 avuç içi dolusu kayısı çekirdeği + siyah dut kurusu
1 çay kaşığı keten tohumu + 1 küçük kase taze üzüm ya da taze böğürtlen gibi imkânınıza ve beğeninize göre ayarlayabilirsiniz. Bunları yerken dönüşümlü yemeniz sağlık açısından daha iyidir.
Açıklama : Susam, haşhaş tohumu ve çedene sağlıklı bireyler için bile günde en fazla 1 sçorba kaşığı (dolusu değil, silme şeklinde) tüketilebilir. (50-60 kg için).
Gerçek bal ya da pekmez imkânı olan tahta ya da plastik kaşık ile 1 çay kaşığı bal ya da siyah dut pekmezi /şurubu yiyebilir.
Kan şekerindeki ani dalgalanmalardan kaçınan ve metabolik dengesini gözeten bireylerin, rafine şekerler yerine doğal ve işlenmemiş gerçek çiçek balını kontrollü ölçülerde tercih edebileceği geleneksel beslenme pratiklerinde yer almaktadır. Yinede balın düzenli tüketilmesi uygun görülmez! Yine üzümsü bitkilerle birlikte dönüşümlü yenmesi önerilir! Beyaz dut, siyah dut ve kiraz arada sırada yenebilir.
Pekmez içine şeker katılmadan yapılıyorsa kullanabilirsiniz. Bal, pekmez, tahin gibi besinlere metal kaşık değdirilmez, besin değeri düşer! Aslında yiyecek ve içecekler için en uygunu tahta kaşıktır. Yoksa kaliteli plastik de kullanılabilir.
Metabolik ve Geleneksel Beslenme Yaklaşımında Tiroit Dengesi
Geleneksel beslenme pratiklerinde ve metabolik denge çalışmalarında, bazı meyve türlerinin tiroit dokusunun işleyişine olan etkileri farklılık göstermektedir. Bu bağlamda, tiroit dengesini gözeten bireylerin taze beyaz dut, kurusu veya pekmezini tercih etmemesi; siyah dutu ise arada sırada ve küçük ölçülerde yemesi önerilir. Bu gruptakiler için öncelikli olarak üzümsü meyveler ve kiraz uygun seçenekler arasında yer alır.
4 saatlik periyotlarla planlanan bu beslenme düzeninde aşırıya kaçmamak esastır. Sabah aç karnına, kahvaltıyla birlikte ya da ana öğünlerden önce veya yemekle eş zamanlı yenmesi uygundur. Akşam ise uyku saatinden yaklaşık 3 saat önce bu karışımın alınması, metabolik dinlenme döngüsüne uyum sağlamayı destekler.
Tiroit, Kalp ve Beyin İçin Destekleyici Gıda Sentezi Kalp ve beyin için faydalı olan bu beslenme yaklaşımı, tiroit dokusunun desteklenmesinde de etkilidir. Özellikle doğal ve sağlıklı mineral/doğal iyot dengesi açısından; badem veya kayısı çekirdeğinin siyah üzüm, kuş üzümü veya kiraz ile birlikte yenmesi önerilir. Mevsiminde taze üzüm veya kiraz tercih edilecekse, küçük bir komposto kasesini aşmayacak ölçüde, sevilen çeşitlere yer verilebilir. Geleneksel kaynaklarda bu tür dengeli beslenme pratiklerinin kan akışını desteklediği ve tiroit metabolizmasının doğal ritmini korumasına katkı sunduğu belirtilmektedir.
Tarihsel Beslenme Kültüründe Tahıl ve Bakliyat Anadolu'nun erken dönem uygarlıklarında, tahıllar temel insan besininden çok ağırlıklı olarak evcilleştirilmiş hayvanların beslenmesinde değerlendirilmiştir. (Tahıllara "yem" denmesinin kökeni de bu tarihe dayanmaktadır.) Geleneksel sofralarda günümüzdeki anlamda ekmek tüketimi yerine, bakliyatların çeşitlendirilerek "meze" formunda değerlendirildiği bilinmektedir. Sebze yemeklerinin yanında yalnızca buğday ekmeği değil, onun yerine mercimek, nohut, börülce, kuru bakla ve benzeri baklagillerden hazırlanan mezeler ve pilavlar tercih edilmiştir. Buğday ve diğer tahılların binlerce yıllık evcilleştirme süreçleri sonucunda son birkaç bin yılda ekmek formuna evrildiği, darı gibi tahılların ise çok daha eski bir tarihe sahip olduğu tarihi kayıtlarda ve geleneksel beslenme kültüründe yer almaktadır.
Geleneksel beslenme pratiklerinde ve uzun yıllara dayanan araştırmalarımda gözlemlediğim kadarıyla; organizmada metabolik zorlanmalar, damar sertliği, kan şekerindeki dalgalanmalar veya hücresel yorgunluklar gibi durumlar söz konusu olduğunda, tahıl grubu içinde önceliğin mercimek grubuna ve erişilebiliyorsa darıdan yapılmış gıdalara verilmesi büyük önem taşımaktadır. Mercimeğin organizma ve hücresel beslenme üzerindeki derin rolüne daha önce yer verilmişti; diğer tahıl ve unlu gıdaların ise toparlanma sürecinden sonra sınırlı ve dengeli ölçülerde tercih edilmesi daha uygundur. Bu süreçte özellikle yeşil mercimek grubunun beslenmede öncelikli konumda tutulması önerilir.
Ekşi Maya ve Fermente Ürün Tercihleri Eğer geleneksel ekmek lezzetinden vazgeçmeyenlerdenseniz, tüketilen ekmeğin klasik mayalama yerine ekşi mayadan hazırlanması metabolik uyum açısından çok daha değerlidir. Geleneksel kültürümüzde ekşi maya genellikle yoğurt yardımıyla kurulsa da, un ve suyun doğal fermantasyonuyla da kendi mayanızı yapabilirsiniz. Daha zengin bir besin profili elde etmek için bu aşamada karışıma bir miktar mercimek unu da eklenebilir. Vakti olmayanlar için hazır ekşi mayalar bir alternatif olabilir; ancak imkân dâhilinde, köylerimizde uzun yıllardır nesilden nesile aktarılan köklü fermente ekşi mayaların tercih edilmesi geleneksel zenginliği korur. Özellikle glüten gibi metabolik duyarlılığı olanlar için darı unu ve darı bazlı alternatifler güvenli ve besleyici bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.
Anadolu mutfağında sebze yemeklerinin yanında rafine tatlılar yerine, doğal şeker kaynağı olarak meyve şıraları, kompostolar veya kabak tatlısı benzeri tatlar tercih edilmiştir. Yemek esnasında sağlıklı şeker alımını destekleyen bu geleneksel yaklaşım, organizmanın ritmini bozmadan tatlı ihtiyacını karşılamanın en doğal yoludur. Ayrıca geleneksel mutfak kültürümüzde aşure de belirli dönemlerde yer alan bir beslenme mirasıdır. Kendi ailemde de bu köklü komposto ve geleneksel tatlı kültürü aynı özenle devam ettirilmektedir.
Organizmanın hücresel dengesini korumayı hedefleyen beslenme pratiklerinde, doğal meyve şıraları ve kompostolar, rafine tatlılara en sağlıklı alternatifleri oluşturur. Özellikle genel sağlık durumu hassas olan (tiroit, tansiyon, kolesterol, şeker, hücresel doku zorlanmaları veya sinir sistemi hassasiyeti yaşayan) bireylerde, bu gıdaların kontrollü ve ölçülü tüketimi esastır. İleri seviye metabolik yorgunluk veya hücresel doku bozulmalarında, sindirim sisteminin üzerindeki yükü azaltmak adına meyvelerin çiğ yerine buharda biraz demlenerek yenmesi sindirim kapasitesine destek sağlayabilir.
Salata Kültürü ve Yeşil Yapraklı Bitki Dengesi Anadolu mutfak kültüründen dünyaya yayılan salata, dengeli beslenmenin temel tamamlayıcısıdır. Marul, kıvırcık, aysberg, maydanoz, dereotu, yeşil soğan, ebegümeci, semizotu, rezene, ıspanak (buharda biraz demlenmiş), börülce, madımak, salatalık ve domates gibi yeşil yapraklı bitkiler, öğünlerin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak nane, fesleğen, adaçayı, reyhan, kekik, yarpuz gibi "Ballıbabagiller" ailesi; radika, tere, roka, turpgiller, lahanalar, hardal, zahter ve kuzukulağı gibi bitkilerin daha baskın ve uyarıcı etkileri nedeniyle, sağlığı yerinde olan bireylerde dahi haftada en fazla 2-3 kez yenmesi daha dengeli bir yaklaşım olarak kabul edilir. Önemli bir not olarak; yeşil yapraklı sebzelerin süt ve süt ürünleri ile bir arada yenmemesi, besinlerin içerdiği besin öğelerinin korunması açısından önemlidir.
Geleneksel Bilgi Işığında Önemli Anımsatmalar : Bitkisel içerikli uygulamalar, bilimsel kanıta dayalı ve metodolojik (demleme, fermantasyon vb.) yöntemler gerektiren süreçlerdir. Bu nedenle kulaktan dolma "kür" uygulamalarından kaçınılmalıdır:
-
Dereotu: Yan etkileri güçlü bir bitki olduğundan, kür şeklinde değil, yalnızca yemek veya salatalarda sınırlı bir baharat/eşlikçi ölçüsünde kullanılmalıdır.
-
Maydanoz: Tansiyonu düşük seyreden veya böbrek fonksiyonlarında duyarlılığı olan bireyler dikkatli yemelidir.
-
Rezene: Üreme sistemi sağlığıyla ilgili süreçlerde, gebelik ve emzirme dönemlerinde düzenli kullanım önerilmez. Bu gruplar için daha yumuşak seçenekler (örneğin papatya ve rezene birlikteliği gibi) daha uygun olabilir (Detaylı tarif için Senanperia kanalındaki bilgilendirme içeriğine göz atabilirsiniz: https://youtube.com/shorts/wRlvWL3VPy0)
-
Domates: Özellikle doğal yetiştirilmiş ve olgunlaşmış olanlar sağlıklı kabul edilse de; mide, böbrek veya hücresel düzeyde duyarlılığı olanların süreçleri düzelene dek bu besine ara vermesi daha uygun olabilir.
-
Börülce: Gut duyarlılığı, böbrek işleyişinde yük veya sindirim sistemi sendromu olanların tüketimi sınırlandırması yerindedir.
-
Dut ve Dut Yaprağı: Tiroit dengesi duyarlı olanlarda veya hücresel doku bozulma süreçlerinin aktif seyrettiği durumlarda, içeriklerinde bulunan fruktoz veya diğer bileşenlerin etkileri göz önüne alınarak sınırlı veya kontrollü tüketilmesi önerilir.
Açıklama: Süt ve süt ürünlerinin yeşil yapraklı bitkilerle eşleşmesi, besinlerin protein ve mineral değerlerini olumsuz etkileyebileceğinden, bu iki grubun ayrı öğünlerde değerlendirilmesi metabolik akışın verimliliğini destekler.
Organizmasında tiroit, tansiyon, kolesterol, şeker, hücresel düzeyde zorlanmalar veya sinir sistemi/beyin hassasiyeti bulunan bireyler için salata hazırlarken belirli bitkilerin tercih edilmesi önerilir. Bu süreçte öncelikli olarak ıspanak, salatalık, yeşil soğan, ebegümeci, siyah dut yaprağı (tiroit ve hücresel hassasiyeti olanlarca yalnızca nadiren/ara sıra), dereotu ve maydanoz tercih edilebilir. Salatalık ve yeşil soğan her öğünde güvenle yer alabilirken, diğer yeşil bitkilerin dönüşümlü olarak tüketilmesi metabolik denge açısından daha uygundur. Domates ise ölçülü tüketildiğinde değerli bileşenler barındırmakla birlikte, tiroit bezi işleyişine olan etkileri göz önüne alınarak, hassasiyet süreçleri dengeye gelene kadar sınırlı tutulmalı veya ara verilmelidir.
Karbonhidrat içeriği yüksek bitkilerin sindirim süreçlerinde bağırsakta gaz oluşturması doğaldır. Bu gazın kalın bağırsakta şişkinliğe yol açmadan, sağlıklı bir dışkılama döngüsüyle atılabilmesi için salatalara maydanoz, dereotu, ebegümeci, madımak veya rezeneden arzu edilen bir tanesinin küçük ölçülerde ilave edilmesi faydalıdır. Bu geleneksel yaklaşım, sindirimi destekleyerek şişkinliği azaltmaya, kan pH dengesini korumaya ve bedenin sıvı atılım akışına olumlu katkılar sunar.
Geleneksel beslenme pratiklerinde en temel ilke "azı karar, çoğu zarardır" anlayışıdır. Ancak bu ölçünün de bedenin dengeye ulaşabilmesi için tanımlanması elzemdir. Uzun yıllara dayanan tarihsel araştırmalarım, metin incelemelerim ve kendi bedenimde bizzat deneyerek elde ettiğim gözlemler doğrultusunda bu ölçüleri ve pratikleri sizlerle paylaşmaya özen gösteriyorum.
Geleneksel beslenme pratiklerinde ve bitki araştırmalarında, rezenenin genel sağlığı yerinde olan bireyler için değerli özellikler taşımakla birlikte, bazı durumlarda dikkatli yenmesi konusunda uyarılar vardır. Özellikle rahim, prostat, mesane ve yumurtalıklar gibi batın bölgesindeki organlarda hücresel düzeyde duyarlılığı bulunan bireylerin, rezenenin içeriğindeki etken maddelerin bu bölgeler üzerindeki olası yan etkileri nedeniyle daha temkinli yaklaşmasında ve bu süreçlerde rezeneden kaçınmasında fayda bulunmaktadır.
Kahvaltı :
"Geleneksel beslenme pratikleri ve kendi yaşamımda uzun yıllar boyunca gözlemlediğim metabolik süreçler doğrultusunda, kahvaltı ve öğün uyumunun organizmanın sindirim ritmini doğrudan desteklediğini deneyimledim. Bu bağlamda, peynir, tereyağı ve kaymak gibi yoğun süt ürünleri ile salatalık, maydanoz, dereotu, kıvırcık ve yeşil soğan gibi taze yeşilliklerin aynı öğünde yenmesinin besin değerlerinin sindirimde yarattığı etkileşimler açısından çok uygun olmadığını gözlemledim. Bu nedenle, yeşil salataları öğlen veya akşam yemeklerinde değerlendirmek; kahvaltıda ise süt ürünlerinin yanına zeytin, domates veya bakliyat türlerini eklemenin metabolik akış için daha dengeli bir tercih olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte kahvaltıda yine de doğal kükürt almak açısından yeşil soğanı öneririm.
Kahvaltı seçiminiz ne olursa olsun, öğüne belirli ölçülerde badem ve kayısı çekirdeği gibi kuruyemişler ile üzüm veya üzümsü meyveler, kiraz grubundan bir seçenek ya da bal/pekmez eklemenin, bedenin ihtiyaç duyduğu doğal dengeye katkı sağladığını kendi süreçlerimde fark ettim. Düzenli, önerilen ölçülerde ve geleneksel bir disiplin içinde uygulamanın bedenime çok katkıda bulunduğunu da belirtmeliyim.
Kahvaltıda yumurta yiyenler için, bunu süt ürünleri yerine yeşil salata, zeytin, domates ve bakliyatların yer aldığı bir tabakla buluşturmanın, yumurtanın içeriğindeki değerli bileşenlerden daha verimli yararlanmaya imkân tanıdığını gözlemledim. Bu doğrultuda, örneğin menemen gibi alternatiflerin sindirim uyumu açısından daha elverişli olabileceği kanaatindeyim.
Geleneksel kahvaltıların vazgeçilmezi olan siyah demlenmiş çay, sindirim sürecine ve midedeki rahatlamaya olan katkılarıyla öne çıkmaktadır. Çayın demir emilimi üzerindeki etkilerine dair geçmişte yapılan bazı olumsuz argümanların aksine; çayın içeriğindeki zengin magnezyum bileşenlerinin bağırsaklardaki besin ayrışımını ve mineral dengesini destekleyebileceği yönünde geleneksel tıpta ve modern araştırmalarda pek çok değerlendirmeler bulunmaktadır. Bu yönüyle siyah çay, Anadolu kültürün de pek çok köklü geleneksel uygulamanında önemli bir parçası olarak masalarımızda yer almaya devam etmektedir."
Öğlen ve Akşam yemeği ;
-
Yemeğe başlarken çorba içmenin sindirim açısından çok uygun olmadığını, midenin tüm çabasını sıvıya vererek arkasından gelebilecek ana yemek için yeterli salgı üretmekte güçlük çektiği, bu nedenle ana yemeği önce yiyip çorbayı ardından içmek veya çorbayı öğün arasında içmenin sindirim akışı için daha iyi olduğu kaynaklarda değerlendilir.
-
Öğünlerde tuz, yağ ve şeker dengesi için salata ve tatlı bulunması uygundur. Salata yapmak imkânı olmadığında, yeşil soğanı ve birazda turşuyu mümkün olan tüm öğünlerde değerlendirmenizi öneririm; taze yeşillikler ile özellikle iyi fermente edilmiş salatalık turşusu sağlıklı sindirimin ve bedenin başlıca destekleyicilerindendir. Unlu ya da sütlü tatlının yemekten yaklaşık bir saat sonra yenmesi, öğünden en yüksek oranda yararlanılması açısından uygundur. Yemekle birlikte kuruyemiş ve üzümsü meyveler ya da komposto tüketmek çok daha iyi bir seçimdir. Kendi rutinimde de yemeğe başlamadan önce 4-5 adet çiğ badem, 7-8 siyah kuru üzüm ve biraz tereyağını birlikte yemek bir yandan beynimin açlık algısını frenliyor ve düşünsel açıdan dengeliyor, diğer yandan da midemin ve bağırsaklarımın rahatça çalışmasına katkıda bulunuyor.
-
Bir öğünde birden fazla ana yemek türü damak tadı olarak görülse bile başta sindirim olmak üzere tüm bedene yük oluşturduğunu ben de deneyimledim. Tek ana yemek ile birlikte salata ve tatlı (veya belki bir meze) ideal olanıdır.
-
Yemekle birlikte ayran veya asitli içecekler içmek mide asidinin etkisini azaltarak sindirimi güçleştirebileceğinden, bu tür içeceklerin öğün arasında içilmesi daha uygundur. Yemek yanında en ideal içecekler az asitli gerçek meyve suyu, komposto suyu veya siyah çaydır. Süt ve süt ürünlerinin kahvaltıda veya yemeklerle birlikte içilmesinin besinlerin vitamin ve mineral emilimini azaltabileceğinden ayrı değerlendirilmesinin daha uygun olduğu kanaatindeyim.
-
Gün içerisinde düzenli aralıklarla (2-3 ana, 2-3 ara öğün gibi) beslenmek mümkündür. Bu konu beslenme üzerine çalışmaları olan önceki uygarlıklarda yaşamış bilgeler, düşünür ve araştırmacılar tarafından da önem verilen bir konudur. Özellikle metabolik güçsüzlükler, hücresel yorgunlukları, beslenme duyarlılıkları olan bireylerin azar azar ve sık beslenmesinin toparlanma sürecine destek olabileceği değerlendirilmektedir. Bu tür süreçlerde üzüm, kiraz ve üzümsü meyveler dışındaki meyve tüketimini de dengeli tutmak faydalıdır.
-
Beslenmenin abartılmadan, azar azar ve mideye yüklenmeden yapılması esastır. Vardiyalı çalışanlar da gece saatlerinde abartıdan uzak, çabuk sindirilen besinleri yatmadan en az iki saat önce yerlerse iyi olur.
-
Beslenmenin önemli bir diğer boyutu, bitkilerin sağlık üzerindeki etkileri ve birbirleriyle uyumudur. Bu konuyu detaylıca ele aldığım "Bitki Terapisi – BİTKHAÇE" çalışmalarını incelemenizi de öneririm. (Bu sayfadaki düzenlemeler bittiğinde yeniden paylaşmayı planlıyorum).
Açıklama : Kuruyemişleri, sebze ve meyveleri yerken günlük ölçüye dikkat edin ve ara ara değiştirerek yiyin. Bunların ölçüsünden fazlasını yemek, bedende istenen etki yerine tepki yaratır. Yarar göreyim derken zarar görmeye başlayabilirsiniz!
Önemli Uyarı : Bebeklere ek gıdaya başlanırken alerji testi yapılması çok önemlidir. Başlıca bebek ölümleri arasında alerjik tepkiler önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle sayfadaki öneriler uygulanırken ya da daha sağlıklı beslenmek için bebek, çocuk, yetişkn olsun alerji testi yaptırılması çok önemlidir.
Mineral Tuzlar ve Doğal Yaşamdaki Yeri
"Tuz" denildiğinde genellikle yemeklerde kullanılan sofra tuzu (Sodyum Klorür) akla gelir. Ancak gerçekte tuz kavramı bundan çok daha geniştir; kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, kükürt, iyot, çinko ve manganez gibi doğada bulunan tüm mineraller kimyasal olarak birer tuzdur. Bu minerallerin doğada yaygın olmasının temel nedeni, doğayı oluşturan varlıkların ve canlıların yapı taşlarının bu bileşimlerden oluşmuş olmasıdır. İskelet ve kas sistemleri; bitkiler ve ağaçlar; kısacası doğamız ve bizler bu temel yapı taşları üzerine inşa edilmişizdir. Bu yaşamsal önemdendir ki, ani rahatsızlık veya kaza durumlarında bedendeki dengeyi korumak için ivedilikle serum uygulamalarına başvurulur.
Peki, tuzlar bu derece yaşamsal öneme sahipse onları çokça mı tüketmeliyiz? Yanıtımız "çok az ölçüde" olmalıdır. Çünkü doğadaki bitkiler, sebzeler ve meyveler yapılarında zaten bu mineral tuzları barındırırlar. Günlük beslenmemizde sebze, meyve ve kuruyemişlere ölçülü bir şekilde yer verdiğimizde, dışarıdan almamız lazım olan tek ek unsur yemeklik tuzdur.
Bu noktada seçilen tuzun niteliği büyük önem taşır:
-
Öncelik Kaya Tuzunda: İmkanlar ölçüsünde kaya tuzu (kayalıklar, mağaralar veya doğal su kaynaklarından elde edilenler) tercih edilmeli, göl tuzları da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
-
Doğallık ve İyotsuzluk: Piyasada satılan bazı rafine tuzlar kaya tuzu adıyla yer alabildiğinden, gerçek ve iyotsuz kaya tuzunu seçmeye özen gösterilmelidir.
-
Ölçü ve Denge: Hazır gıdalarda ve işlenmiş ürünlerde gizli tuz ve tatlandırıcılar yoğun olarak bulunabildiği için, günlük kullanımda tuz tüketimi en aza indirmelidir. Kaya tuzunun bile fazlası metabolizmayı ve özellikle tiroit bezlerini olumsuz etkileyebilir. Sağlıklı bir yetişkin için günlük silme bir çay kaşığı ölçüsü yeterli bir sınırdır; ne tamamen tuzsuz diyetler ne de aşırı tüketim sağlık açısından uygundur.
Tuz ile ilgili daha detay bilgiyi Anadolu'nun Tuz Öğretisi başlığında yazdım. İsteyen oradaki bilgileri de okuyabilir.
Geleneksel Beslenme, Metabolik Denge ve Yaşantıdaki Pratikleri Üzerine
"Yukarıda da yazdığım gibi İbn-i Sina başta olmak üzere incelediğim pek çok bilge, alim ve bilim insanının eserlerinden derlediğim bilgilerle, uzun yıllara dayanan kişisel gözlemlerimi, kendi iyileşme ve arınma süreçlerimi birleştirerek yazdığım bu beslenme çalışması tamamen bilgilendirme amaçlıdır."
Bedenimde uzun yıllar boyunca deneyimlediğim metabolik zorlanmalar, damar sertliği, kan şekerindeki ani dalgalanmalar ve hücresel yorgunluklar gibi yükleri azaltırken söz ettiğim kaynaklarda öne çıkan bazı besinlerin organizma üzerindeki etkilerini bizzat deneyimledim.
-
Tuz-Yağ-Şeker Dengesi: Bedenin akışını zorlayan metabolik yüklenmelerde; tuz tüketimini minimum seviyede tutmak (50-60 kg ağırlığındaki bir bünye için günlük 1 silme çay kaşığı ölçüsü, geleneksel önerilerdeki denge açısından yeterlidir) ve işlenmiş/katkılandırılmış şeker ile rafine yağlardan uzak durmak organizmanın ritmini korumasına yardımcı olur.
-
Un ve Tahıl Tercihi: Ekmek veya unlu ürün ihtiyacında, mercimek çeşitleri ile darı ununa yönelmek; bunlardan yapılan ekmek, börek veya çöreklere öğünlerde kilonuza göre 1-2 ince dilimi geçmeyecek şekilde yer vermek metabolik konforu destekler. Diğer tahıl türlerini ise ara ara ve ekşi maya ile kendi ellerinizle yaparak tüketmek daha dengeli bir uyum sunar.
-
Sıvı Yağ Ölçüsü: Sağlıklı bir metabolik akış için günlük sıvı yağ miktarını (örneğin 50-60 kg bir birey için en fazla 1-2 çorba kaşığı sınırında) tutmak önerilmektedir. Zeytinyağı dahil her türlü yağın bireysel toleransa göre değerlendirilmesi ve olası alerjik duyarlılıkların tahlillerle gözlemlenmesi önemlidir.
Bedenin derinlemesine toparlanma evresinde, ağır ve sindirimi yoran yapıları en aza indirmek ve organizmanın kendi ritmini bulmasını desteklemek amacıyla şu beslenme pratikleri öne çıkmaktadır:
-
Kızartma türleri, ağır et yapıları, ikinci sınıf protein kaynakları, süt ürünleri ve rafine unlu gıdalar bedenin enerjisini tüketerek toparlanmayı geciktirebilir. Aynı şekilde, güçlü asit yapılarına sahip bazı baklagiller ve sebzeler (kuru fasulye, nohut, mercimek dışındaki kuru bakliyatlar, patlıcan, patates, karnabahar, brokoli, pancar, lahanalar, enginar, domates vb.) süreç içerisinde bedeni yorabileceğinden, toparlanma dönemi tamamlanıncaya dek uzak durmak veya ara sıra yemek daha uygundur.
-
Bedenin ihtiyaç duyduğu saf yakıt; üzüm, üzümsü meyveler, kiraz ve kaliteli kakaodan elde edilen bitter çikolata gibi bitkisel glikoz kaynaklarından sağlanabilir. Kaliteli kakaonun metabolik stresi yatıştırma yönündeki olumlu etkileri kişisel deneyimlerimde sıkça kullanmaya devam etmekteyim. Sağlıklı yağ gereksinimi ise badem ve kayısı çekirdeğinden dengeli ölçülerde karşılanabilir.
-
Fruktoz oranı yüksek bazı meyveler (portakal, mandalina, greyfurt, kivi, erik, kavun, karpuz, çilek, nar vb.) bedenin asit dengesini korumak adına iyileşme süreci tamamlanıncaya dek ayda en fazla iki kez gib ender yenebilir. Üzüm, üzümsü meyveler ve kiraz gibi glikoz dengesini destekleyen meyveler ise günlük rutinde ölçülü bir şekilde yer alabilir. Özellikle organizmanın yorulmaması adına, meyvelerin çiğ yerine hafif suyla komposto şeklinde (günlük en fazla bir elma veya eşdeğer ölçüde, şeftali, kaysı, ayva gibi çeşitler dönüşümlü olarak) tüketilmesi sindirim akışına katkı sunar. Armut gibi güçlü asit yapısına sahip besinlerin ise bu hassas dönemde tüketilmemesi önerilir.
Destekleyici Protein ve Sebze Tercihleri
-
Başta ıspanak olmak üzere semizotu, yemeklik kabak, yeşil soğan, ebegümeci, pırasa ve asma yaprağı gibi yeşil bitkiler organizmanın ihtiyaç duyduğu en saf protein ve mineral kaynaklarıdır.
-
Vitamin ve minerallerce zengin olan istiridye mantarını haftada 2-3 kez, yıkamadan temizleyerek veya bezle silerek, biraz tereyağı /ve süt ilavesiyle (önce kısık ateşte buhurda demleyip ardından yüksek ateşte kavurarak) hazırlamak sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca mantarın güneş ışığında bir süre bekletilmesinin D vitamini sentezine katkı sunduğu bilinmektedir. Mantarın tansiyon düşürme gibi metabolik etkileri nedeniyle yanında biraz üzüm ve çikolata ile yenmesi uyumu artırabilir.
-
Kişisel tercihlere göre günde 1-2 adet sağlıklı yumurta tüketilebilir; ancak yumurtanın tüketildiği gün ıspanak veya istiridye mantarı gibi yoğun protein içeren bitkisel besinleri aynı öğüne denk getirmemek, protein kaynaklarını günlere bölmek sindirim konforu açısından en ideal yöntemdir.
Sağlıklı yaşam, yalnızca tabaktakilerle sınırlı kalmayıp bedenin tüm katmanlarıyla bir bütünü oluşturur. Bu süreçte Keyif Terapisi başta olmak üzere olumlu frekansa sahip müziklerle düşünsel sistemi beslemek, organizmanın toparlanmsına çok katkı sunar."
Saygıyla, ilgiyle, keyifle...
Senanperia