İçinde yaşadığımız Dünya’nın asıl ev sahibidir tüm evcimen ve tüm hayvan türü. Yaşamak için insanın hayvana ihtiyacı vardır. Ancak yaşamak için hayvanın insana ihtiyacı yoktur!

Doğa ; Yaratıcı Sistem tarafından tüm hayvan türünün rahatça yaşayacağı şekilde tasarlanmıştır. İnsan da aynı doğada yaşamak ve bu doğanın aslına uygun şekilde devamlılığının sağlanması için ayrı bir tür olarak planlanmıştır. Şimdiye değin bilincimize kazınmış olan “İnsan tüm varlıktan üstündür!” düşüncesi, kendi kendine yetemeyen, kendi başına yaşamını sürdüremeyen “İnsan” için abartılı bir düşünceden ibarettir. Çünkü her bir varlık yaratılış özelliği açısından eşsizdir!

“İnsan” ; algısal, sezgisel, duygusal, düşünsel, mantıksal biliş bilinç seviyesinde yaratılmış olmakla beraber,  günümüzde kendisindeki bu tür özelliği açığa çıkartmak, kullanmak ve yaşamını en iyi şekilde tasarlayarak, en güzel şekilde yaşamak konusunda yetersiz kalmıştır. Bunun temelinde ;  içinde yaşadığımız Dünya’da yoğun eksi (-) /negatif alandaki çeşitli frekans ve enerji dalgalanmalarının neden olduğu elektriksel çakışmalardır. Gözümüzle göremediğimiz, mikro fizik (kuantum fizik) alanı dediğimiz alanda elektron mikroskobu ile gözlemlenebilen bir durumdur bu. Artı (+) yani olumlu enerji yüklerini daha fazla kullanmak üzere tasarlanan “İnsan”ın sürekli  eksi (-) yani olumsuz enerji yükleriyle yaşamını sürdürmesidir kısacası. Binlerce yıldır süren bir değişimin sonucudur aslında! Bu değişimle birlikte insan denen varlık özünden ayrılmaya başlamış, özünden ayrılmaya başlayan insan ; kendine ait bilgiyi, çevresine ait bilgiyi, yaşantıya dair olan bilgiyi unutmuş, insanî özelliklerini kaybeder duruma gelmiştir.

Eksi (-) yani olumsuz enerjinin yaydığı bilgi insana, doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak göstermektedir. Bu yüzden birine artı, diğerine eksi deriz. Artı artırır, eksi eksiltir! İnsanın binlerce yıldır geçirdiği bu değişim sürecinden doğa da, hayvan da olumsuz olarak etkilenmiştir.

İnsanın olumsuz enerji içerisinde kaybolup gitmeye başlamasında en önemli etken beslenmesinde yatmaktadır. Bu konuyu “Beslenmek Terapisi – KARNİÇE’de ve "İyileşmek Terepisi - ÇAREĞÇE"de Hücresel Sağlık bölümünde daha detaylı aktardık. Ancak burada kısaca değinmekte fayda var.

Hayvanlar doğada kendi başlarına beslenir. Örneğin bir kuzuyu ele alalım. Doğal ortamında olan bu hayvanın insana ihtiyacı olmaz. Anne sütünü emmeyi tamamladıktan sonra suyunu içer, değişik ot ile beslenir. Güneş ise gider bir ağacın altında gölgelenir. Karnı ağrıyorsa tuzlu taşı yalar, başı ağrıyorsa gider uygun bir ağaç yaprağını yer, vücudunda enfeksiyon varsa gider uygun bir ağaç kabuğunu kemirir. Bu hayvana dokunmazsanız kendi beslenir ve kendini tedavi eder. Giderek kası gelişir, büyümeye başlar. Sağlıklı büyümesi için dışarıdan ek gıda, besin takviyesi, ilaç almaya ihtiyaç duymaz. Düşünsel bilişi gelişmemiş olmasına rağmen çok akıllı bir algısal, sezgisel, duygusal biliş bedenine sahiptir.  İnsan gibi düşünüp, taşınıp karar veremese de, yaşamını ideal şekilde sürdürecek kadar algı, sezgi ve duygusal bilişi vardır. Doğa kendisine ait kuzunun tüm ihtiyacını karşılarken acaba insanın ihtiyacına duyarsız mı kalmaktadır? İnsan bir kuzu, bir saksağan, bir kurbağa, bir sinek gibi değerli değil midir?

Doğadaki yüzbinlerce bitki türünden ortalama 250-300 türünü insanın yiyebiliyor olması tuhaf değil mi? Hayvan doğadan en üst seviyede yararlanabiliyorken, doğa onun tüm ihtiyacına karşılık veriyorken neden insan tüm ihtiyacını doğadan karşılamaz? Bu soruların yanıtı endüstriyelleşmenin “insanı manipüle (kendi amacı için doğru olmayan şekilde yönlendirmek)” etmesindedir. Endüstriyelleşmenin, modernleşme adı altında insanın kabiliyetini, etkinliğini, düşünselliğini azaltması onu düşünmeden, sorgulamadan, mantığını işletmeden tüketen bir varlığa dönüştürmesidir.  

Mide bulantısı olan kedi, köpek yavrusunun bile kendisine iyi gelen otu bilip ; mide bulantısı olan bir gencin 1 dilim limon ile 4-5 adet yaprak naneyi 1 su bardağı su ile 2 dk. kaynatmayı öğrenememiş olup, sırf bunun için hastanede sıra beklemesinin adıdır “Endüstriyel Manipülasyon”!

Başlığımız Evcimen Terapisi ancak sözü getirdiğimiz nokta  Endüstriyel Manipülasyon! Bu size ilginç ya da bağlantısız gelebilir. Şimdi bağlantıyı kurmaya başlayalım.

Evcimen : İnsan ile duygusal iletişim kurabilen hayvandır. Kedi, köpek, at, tavşan, kuş, fare, kirpi, büyük baş, küçük baş, balık ve daha pek çok hayvan insan ile duygusal iletişim kurabildiğinden onlara evcimen denir. İnsan ile duygusal bağı olmayan algısal ve sezgisel hayvan türü çoğunluktadır. Genelde yer altında yaşayan türler, börtü böcek duygusal bağ kuramaz.

Yer altında yaşayan, toprağın üzerine çıkan, ağaçlarda yaşayan, insan ile duygusal bağ kurmayan  hayvanın frekans ve enerji çeşitliliği ile evcimen hayvanın frekans ve enerji çeşitliliği farklıdır.  Bunun birkaç nedenini yazmakta fayda var.

Evcimen hayvanın frekans ve enerjisi insanın ki ile uyumludur.

Evcimen hayvanın neredeyse tümü dışkılama yoluyla havaya azot (nitrojen) ve biyometan gazı salar.  Azot atmosferin yani soluduğumuz havanın % 82’sini oluşturur. Soluduğumuz havanın ihtiyacı olan azotun büyük çoğunluğunu bazı ağaç türü, tüm mantar türü ile evcimen hayvanlar üretir.

Biyometan gazı ise fosil yakıtların aksine yenilenebilir, doğa ile uyumlu yakıt olarak kullanılır ve havayı kirletmediğinden tüm yaşam için en uygun yakıt türünden biridir.

Evcimen hayvanın tümü ortamdaki eksi (-) enerjiyi alır, artı (+) enerjiye dönüştürür. Karada yaşayan evcimen hayvanın tüyü bu işlevi yerine getirir. Hayvanın tüyü mevsim koşuluna göre vücut ısısını ayarlayıp, virüs ve bakteriden korunmasını sağlarken, diğer yandan Güneş’ten Dünya’mıza gelen kızılötesi ışınımın dalgalanarak yayılımını sağlar. Bu nedenle evcimen türün neredeyse tamamı geceleyin uyanıktır, geceleyin aktiftir. Evinde kedi ya da köpek besleyen bilir genelde elektrik prizi, bilgisayar, cep telefon üzerinde ya da yakının da uyurlar.

Evcimen hayvanın doğadaki ve insan üzerindeki olumlu etkisi pek çoktur. Başta kedi ve köpek olmak üzere birçok evcimen insanın duygu durumunun iyileşmesinde, birçok hastalığın tedavisinde, özellikle engelli ve küçük yaştaki çocukların sosyal ortama alışmasında çok önemli katkısı bulunmaktadır. Daha detaylı bilgiye kitabımızda yer vereceğiz.